Artık bütün yönleriyle biliyoruz ki, Erdoğan etrafında kenetlenen kliğin “başkanlık rejimi” dört dörtlük bir diktatörlük. TBMM’yi by-pass eden, yargının bütün kurumlarına resmen “kayyum” atamayı kabul eden, demokrasinin en temel ilkesi olan “kuvvetler ayrılığı”na rahmet okuyan Anayasa değişikliğinin Meclis’teki yapılış biçimi bile varılacak noktayı görmeye yeter. Zaten kimse niyetini de gizleme gereği duymuyor; iktidar, yapmak istediklerini daha önce yaptığı gibi “ileri demokrasi” sosuyla servis etme zahmetine bile girmiyor. Aksine “diktatörlükse diktatörlük” diyor.

Diktatörlük cephesinin “kararlı” görünüşüne –evet bu bir görünüşten ibaret, gerçek hiç de öyle değil- rağmen “demokrasi cephesi”nin kafası olabildiğince karışık. Ve asıl sorun budur. Yukarıdan aşağıya “demokrasi cephesi”nin kafasının karışık olması, mevcut hal ve gidişatı daha da vahim hale sokmaktadır. Çünkü bu taraftaki belirsizlik, “ben ekmeğime bakarım” diyen genel seçmen çevrelerinin “yılana sarılma”ya sevk ediyor.

Şu durumda, hiç kimsenin, “evetçi” kesimleri eleştirmeye çok hakkı yok.

Birincisi, kimler diktatörlük istiyor ve ne için diktatörlüğe ihtiyaçları var, sorusuna net bir cevabınız var mı? Yapılmak istenenleri sadece RTE’nin kişiliği ile açıklamak ya da AKP’nin “şeriatçı” olmasına bağlamak ne kadar gerçekçi, bilimsel? Bu ve benzeri “duygusal” açıklamaların hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını kabul etmek lazım. RTE etrafında bir araya gelen sermaye çevreleri ve Türkiye’nin ETÖ olarak tanıdığı Ergenekoncu ya da Avrasyacı kesimlerin programında ne var?

Daha genel olarak sorarsak, Türkiye’nin siyasal rejimini –sadece şimdi değil, her 7-10 yılda tıkayan- sorunlar nelerdir? Adaletsizlik ve gelir uçurumu, Kürt sorunu başta olmak üzere kimlik sorunları, demokrasi ve insan haklarını asgari düzeyde bile karşılamayan Anayasa ve yasalar, bölge ülkeleriyle barışçıl politikalar geliştirmek yerine emperyalist planlarda başrollüğe oynamak ya da Osmanlıcılık hayalleri kurmak, vb.

Çok açık ki, Başkanlık Sistemi isteyenler, Türkiye’nin siyasal rejimini sürekli krize sokan kadim sorunları çözmek daha doğrusu çözmemek için bunu istiyorlar. Çünkü Türkiye’yi krize sokan kadim sorunların iki çözüm yolu vardır: Biri faşizm diğer demokrasi. Faşizm, Türkiye’de en az üç dört kez denedi; 72 ve 80 darbeleri, 1992 Çiller-Güreş hükümeti, 2000 Cezaevi katliamı, 2006-8 Ergenekon operasyonları, (15 Temmuz darbe girişimine karşı) 16 Temmuz darbesi gibi birçok dönem faşizm tahta geçtiği görülebilir.

İktidarlar, Türkiye’nin sorunları karşısında “çözüm gücü” üretemedikleri her durumda “muasır medeniyet seviyesi”ni unutup, faşist yöntemlerden medet ummuşlardır. AKP ya da RTE etrafında toplanan kesimler de aynısı yapıyor. Bir zamanlar “açılım” üstüne “açılım” yapanlar, “muhafazakar demokrasi”den “ileri demokrasi”lere şahlananların şimdi de Başkanlık Sistemi ya da diktatörlük istemelerinin arkasında tam da yukarıda ifade edilen sorunların demokratik yoldan çözümünü kendi iktidarlarının bekasını tehlikeye sokmasıdır. Ama bunlar da, tıpkı öncekiler gibi, kendi iktidarlarının bekasını Türkiye’nin bekası olarak görmekte ve vazetmektedir.

Başkanlık Sistemi ya da diktatörlük karşıtı kesimlerin kafasının en çok karıştığı noktada burasıdır: Türkiye’nin kadim sorunlarının demokratik çözümünün Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü yani bekasını tehlikeye sokar mı gerçekten, diye tereddüt içindedir bu kesimler. Bu tereddüdü en net, CHP kesimlerinde görmekteyiz. CHP, RTE ve onun etrafında bir araya gelen “Avrasyacılar”ın programının net olmasına rağmen hala Türkiye’yi krize sokan, örneğin Kürt Sorununda, Suriye savaşında iktidara “açık çek” vermeye devam etmektedir. CHP, bırakın barış vb. kampanyaları yapmayı, “AKP terörü bitiremez, aksine terörün büyümesinin nedenidir, bu sorunu ancak biz çözeriz” bile diyememektedir.

Diktatörlük elbette engellenebilir. Ama bunun yolu demokrasi isteyenlerin, demokratik Türkiye konusunda kafalarının net olması lazım. Bizim kafamız karışıkken başkalarının demokrasiden yana tavır almalarını beklememiz naiflikten de öte bir şey olacaktır. Dolayısıyla diktatörlük istemeyenlerin önce kendi görünüşlerine netlik kazandırmaları gerekiyor. Ancak o zaman sinerji yaratacak bir güç olunabilir.