Cemil Aksu

Son şans derken, yanlıştan geri dönün, af dileyin yoksa sonunuz kötü olacak anlamında bir tehdit değil, söylemek istediğim. Tam tersine… İster oğlunu işe yerleştirmek, ister sosyal yardımlardan istifade etmek, isterse de türbanı ya da islami yaşam tarzı vb. yüzünden uğradığı mağduriyete son vereceğine inandığı için AKP’ye oy verenlerin, bu istediklerini –şimdiye kadar yaptıramadılarsa- yaptırmak için son şansları… Çünkü 16 Nisan referandumunda EVET çıkar da RTE Tipi Başkanlık Sistemine geçersek, bir daha bunları yaptırma şansları da olmayacak…

Ne alakası var, nasıl böyle bir şey olur, diyeceksiniz. Olur, bal gibi olur. Referandumdan “EVET” alan Başkan’ın artık “popülizm” yapmaya da ihtiyacı olmayacak çünkü. Yani RTE son kez popülizm yapıyor, “söz milletin” diyor. Başkan olduktan sonra artık “millet”e gereksinimi olmayacak. “Güçlü Türkiye” adına yasama-yürütme-yargı güçlerini elinde toplamış, 4. Kuvvet sayılan medyayı olabildiğince yandaş kılmış bir Başkan, tabiatı gereği ne “millet”e ne de “millet meclisi”ne ihtiyaç duyar.

Bunun böyle olacağını, bizzat AKP’nin son dönemdeki evrimine bakarak görebiliriz. Bugün AKP diye bir partiden gerçekten söz edebilir miyiz?

Neredeyse bütün kurucularını hain ilan etmiş, başta “hain” ilan ettikleri (malum Ergenokon operasyonlarının hedefi olan “ulusalcı avrasyacılar”) ile de ittifak kurduğu…

Tabandaki çalışmalarını ve tabanın taleplerini hep önemsemiş bir partiden 500 vekili bile tek kişinin belirlendiği…

10 yıl boyunca uygulanan dış politikanın “Hoca”sı, seçilmiş parti başkanı ve başbakanı tek celsede sümük gibi sümkürüp savurduğu… Yerine hiç arlanmadan “profili düşük” Binali gibi birini başbakan yapıldığı…

En kritik kararların parti kurullarında, parlamento grubunda hatta Bakanlar Kurulu’nda değil de Saray’da alındığı…

AKP’ye ve RTE’ye en ağır hakaretleri yapan Jöleli Yiğit Bulut’un, partisini satıp kendisini kurtaran Numan Kurtulmuş’un, Şamil Tayyar’ın, Cem Küçük’ün vb. en kıdemli danışman olduğu ama 28 Şubat’ın en mağdur olan kesimlerinin “hain” ilan edildiği…

Bu koşullarda AKP de bir safra, fazlalık muamelesi görüyor. Son kez kullanılacak ve sonra da atılacak bir safra. Başkanlık referandumu AKP’nin de kapanma tarihidir, bu nedenle.

Üç yılda üç seçim atlattık, hepsinde aynı vaatler verildi. İş-Kur’dan mevsimlik ve geçici çalışanlara taşerona kadro gerçekleşmedi. “Çılgın projeler” dedikleri köprüler fos çıktı, masrafları karşılamak için Ziraat Bankası, PTT, BOTAŞ, TPAO, Çay-Kur gibi Türkiye’nin en önemli kuruluşlarını bir Fon’a rehin ettiler, belediyeler epeydir “çalışmıyorlar”, hazırdan yiyorlar, ne Ortadoğu’da ne Afrika’da işler yolunda gidiyor, AB ile ilişkilerde de geldiğimiz durumu 1 Kasım seçiminde RTE’ye destek veren Merkel ve diğerlerinin saf değiştirmesinden çıkarılabilir… Üç seçimdir tutulmayan vaatler şimdi referandum için tekrarlanıyor.

Ve bu aşamadan sonra gerisini artık AKP’liler düşünsün gayri…

RTE “ne istedi de vermediniz” şimdiye kadar? “Her şeye rağmen” RTE’ye istediği desteği verdiniz. RTE, sizden aldığı bu destek sayesinde “Van minut”, “dünya beşten büyüktür” diyebildi. “Ergenekon davalarının savcısı benim” diyebildi. “Elitler”e, “statükocular”a diklenebildi. “Açılımlar” yaptı, sizin desteğinizle ve yine sizin sayenizde “buzdolabına aldı” açılımları. Hatta 15 Temmuz Darbe girişimini de sizin sayenizde atlattığını söyledi. “Kandırıldı”ğı zaman da sizden ve Allahtan başkasından af dilemedi. İp sizin elinizde oldu.

RTE, şimdi son kez “millet”e gidiyor. “Millet”e olan muhtaçlığına son verecek. Bu son seçimde de “millet”in desteğini aldıktan sonra tam anlamıyla, 14 yıl boyunca sürekli yakındığı “elit”, “statükocu”, “üst akıl” olacak. Fakat ona hep oy verenler, kapının dışında kalacak. Yine yoksul, yardıma muhtaç, yine dışlanmış, ötekileştirilmiş, yine “sahipsiz” kalacak. AKP’liler RTE’nin ipini ellerinden kaçırmak istemiyorlarsa Başkanlık’a Hayır demekten başka şansları yok.

İşte bu yüzden son şansları…