“Her kışın yüreğinde titreyen bir bahar vardır

her gecenin pençesinin ardında

tebessümle bekleyen bir şafak vardır.” H.Cibran

 

Ülkemden ayrılalı üç yıl oldu. Ellisinden sonra sevdiklerinden çocuklarından ayrılan bir insana Avrupa değil; cennet bile cehennem olur. Özlemlerime yaren olan, umudumu diri tutan, Aylık Kültür Sanat Dergisi İnsancıl oldu.  Üç yılın son dört ayı dışında; İnsancıl Dergisi’ni, her ay sevgilimi bekler gibi sevinçli heyecanla bekledim. Son dört ay kaygılı. Kaygım Berrin Taş’ın ve Cengiz Gündoğdu’nun sağlık sorunlarının nüksetmiş olmasıydı.

 

Bugün Fransızca dil kursu dönüşü posta kutusunu yine kaygıyla açtım. İnsancıl Dergisi’ni, 2002 yılında İnsancıl Atölyesi katılımcısı olduğumda tanıdım.16 yıllık İnsancıl okuruyum. Toplamda 192 sayı okumuşum. 1-192 sayısına değin tek bir sayı dışında ilk okuduğum her zaman; Cengiz Gündoğdu’nun, Yıldız Güncesi olmuştur. Bu biride İnsancıl Dergisi’nde ilkyazım yayımlandığında ötelemiştim. 1-192 sayı arasında benimde birçok şiirim, yazım yayımlanmıştır. İlkyazımın dışında,” Yıldız Güncesi’ni “okuma önceliğimi değiştirmedi hiç.

 

Bugün İnsancıl Dergisi’nin 338 sayısını aldım. Okuma önceliğim olan Yıldız Güncesi yerine Berrin Taş’ın; “Cengiz Gündoğdu’nun sayrılanmasıdan dolayı yazılarına bir süre ara veriyoruz. ”  Cümlesini okudum. İçim daraldı. Nereye gideceğimi bilmeden çıktım evden. Bilincim geriye kaydı. Kendimi İnsancıl Şiir Kalkışmaları anında yakaladım. Sennur Sezer, Uğur Hacıhanefioğlu, Ruşen Hakkı, Kemal Özer, Güngör Gençay gülerek geçtiler gözlerimden. Şairlerimizi Chartres’te ki ender bulunan ağaçlı parkta gülüşürken bırakıp eve döndüm.

 

Cengiz Gündoğdu’nun, Yıldız Güncesi’nin yerine ne konulmuş diye derginin kapağını yeniden açtım. Cengiz Gündoğdu’nun, Asım Bezirci’yle Düşsel Konuşma’sını okurken yine bilincim İnsancıl Şiir Atölyesi’ne kaydı. Gözlerim buğulandı. Berrin Taş’ın öncülünde İnsancıl Şiir Atölyesi’nde ki arkadaşlarla “İkinci Yeni” üzerine ateşli tartışmamızdan kendi sesimi duyuyorum;” İkinci Yeni toplumsal şiirin önünü tıkamakla kalmadı, üstelik toplumsal damarını yaralamıştır.” Cengiz Gündoğdu’nun,  Asım Berzirci’yle Düşsel Konuşma’sı okurken;  İkinci Yeni, şiirini iyi kavradığıma daha çok kanı oldum.  Üstelik Asım Bezirci gibi naif dille değil dikenli dille eleştiriyorum.  Şu an sanal ortamda o kadar, İkici Yeni ardılları türedi ki toplumcu şiirin ışığını taşıyanlar parmakla gösterilip, sayılacak kadar az. 

 

Kemal Özer, İnsancıl Şiir Atölyesi’ne bir dönem 15 günde bir gelirdi. Daha sonraları ayda bir geldi.  Şiirini, İkinci Yeni, formatında oluşturunca şairliği İkinci Yeni şairi olarak ünlenmiş oldu.  İster istemez o dönemle ilgili sorular sorardık. Güncelimizde ise K.Özer toplumcu şiirin aydınlık gür sesiydi. İnsancıl Şiir Atölyesi katılımcıları olarak hepimiz şiirlerine öykünür saygıyla takdir ederdik.  “İkinci Yeni “ dönemi şiirlerini yok saymış. Tam on yıl şiir yazmamış. Şu an bile kulaklarımda çınlar sesi. Tam olarak söyleşi arası kurduğu bütün cümleleri anımsamıyorum. K.Özer’in kurduğu özgün cümlelerle eş değer olmasa da yakın olduğunu varsayın. Şöyle demişti; “ Şiirimde bir kusur, hata vardı. İçime sinmeyen tuhaf bir durumun ne olduğunu kendimde bulamıyordum. Bunun üzerine on yıl şiir yazmadım. Eksiğim, yanlışım nerede diye düşündüm. İkinci Yeni şiirinin soyut kapalı karanlık, anlamı daraltan biçimci, imgeyi içeriğin üstüne çıkaran anlamsız biçim güzeli söz öbeği olduğunu gördüm. Kendi hatamı eksiğimi içselleştirdikten sonra toplumcu şiir yazama yöneldim. İkinci Yeni şiiri bizde ki burjuva dilidir. “

 

Cengiz Gündoğdu’nun star sistemi olarak edebiyata armağan ettiği sözcükle tanımlaya biriz İkinci Yeni’yi. Buna çok kızacaklar solda durup sağda olan kümenin star sözcüleri. Asım Bezirci’yi, Bedrettin Cömert’i az mı yerden yere vurmuş Nurullah Ataç. Ataç’ın edebiyatımıza hizmetini yok saymayanların birincisi de yine A. Bezirci’dir. Toplumcu kalemi, öznel kalemden ayıran ilkesel özellik; eserle yaratıcısını birbirinden ayırarak değerlendirmedir. Nurullah Ataç, eseri değil yaratıcısını değerlendirip eleştiren kalemlerimizdenmiş. Asım Bezirci’den sonra yaratıcıyla eseri birbirinden ayırarak değerlendiren eleştirmen yoktur desem Cengiz Gündoğdu’ya büyük haksızlık etmiş olurum. C.Gündoğdu kendisini bir eleştirmen olarak ilan etmedi. Görünen köy kılavuz istemez. Star sistemin birçok kalemi Gündoğdu’nun eserlerini görmemezlikten geldi. Görenlerde eleştirecek bir şey bulanmayınca öznel saldırıya geçtiler. Edebiyat alanında olmasını istemediler, istemezlerde.

 

Türk toplumu geleneğinde mi vardır yediği kaba tükürmek. Dünyaya insanların tükürdüğüne yüzde yüz eminim. Dünya bunu sel, deprem kasırga, küresel ısınma olarak insanlara iade ediyor. Edebiyat çevresinde yediği kaba tükürmek günümüz modası oldu. Sınıflar arası tükürükler benimizi düşümüzü bekler. Ben bunu şerbet olarak içerim. Mide mi bulandıran solun, sol içinde ki tükürüğüdür. İnsancıl Dergisi, Berrin Taş, Cengiz Gündoğdu edebiyat çevresinde en çok tükürülenlerden ve dedikodusu yapılanlar olmuştur. Star sisteminin kalemlerine gülüp geçtiler. Düşünsel olarak besledikleri onca ağzın tükürüğünden dedikodusundan içte içe yara aldılar. Birden hastalıklarının nüksetmesi bence içten içe atılan yaralı kırgınlıklarının beden dilinden dışa vurumudur. Acil şifalar ve bir daha ki sayılarda Yıldız Güncesi’ni okumayı bütün kalbimle, içtenliğimle diliyorum.

 

Taş ve Gündoğdu’nun tek dertleri insanlığın onurla, edebiyatın estetikle boylanmalarını istemekti. Şan, şöhret, kariyer para ellerinin tersiyle öteleyen azınlığının onurlu simgesidirler. Nice insanlar gelip İnsancılda akan suyu testisine doldurup gittiler. Çok güzel eserler verdiler. Birçoğu da ne testi oldurdu ne kırdı. Geldikleri gibi gittiler. Geldikleri gibi gidenlerin; İnsancıl, Taş, Gündoğdu hakkında dedikodu yapmasına aldırmadılar. Gülüp geçtiler.

 

C.Gündoğdu’ya geçmiş olsun demek için başladığım yazının bu kadar dallanıp budaklanması hep İkinci Yeni kızgınlığı ve Yıldız Güncesi’nin yazılmayışından. G. Gündoğdu, edebiyatımıza çok katkı sunmuştur. B.Taş’ İnsancıl’da yetişen şairlerin şiir annesi Gündoğdu sosyal gerçekçi estetik edebiyatın babasıdır.  C.Gündoğdu’nun yazar, denemeci, öykücü, tiyatrocu hatta felsefecilerin üzerinde çok emeği var. İnkâr edenlerin, görmeyenlerin sağda durup sol görünenlerin canı cehenneme. Saygıyla, özlemle selamlıyor uzun sağlıklı ömürler diliyorum…

19 Ekim’018 Fransa