Sana, senin için yazmanın güçlüğünü yaşıyorum; gerginliğini de diyebilirsin.

Bir cambaz misali ipte geziniyorum. Üstelik korumasızım; kırılganım, parçalanmaya hazırım.

Sözcükler bazen yolu uzatıyor, hayır, çoğunca; sana ulaşmamın önünde barikat seviciler -sanki.

Tehlikeli, sapa, yokuş, patika, uçurum -sana ulaşmanın yolları, diyorum.

Harfler sürekli frene basma halinde; gergin.

Bu sözcüğü ilkinde sana kullandırdım; “tedirgin ruh halimin” en tepesinde sanırım; ilk cümlenin içinde bir yerde uçuşan “güvercin” misali. İkincisini de ben kullanma gereği duydum -zihnimin kaburgalarında hissettiğim bir şey bu…

Araf’ta sarhoş misali; yalpalıyorum işte.

Üçüncüye tehlike çanları devreye girer; garip bir siniklik hali.

Cümlelere beceriksizce, çalakalem anlamlar tepiştirmeye kalkışmamı da kabullenemiyorum.

Okyanusun ortasında gömülü olduğu -sanılan- hazineyi arayan korsanlar misali; defalarca aynı mıntıkaya umarsızca dalış yapıyorum. Boğulma tehlikesi de geçirdiğim oluyor -bazen ama.

Oysa daha yalın başlangıçlar da mümkündü; tehlikesiz de diyebilirsin.

Arada seni konuşturmak isteyişimi hoş görmeni bekleme hakkım var sanırım; dostluğumuza kapı komşu bir hak. Oysa?

Tüm sıkıntıların kaynağı bu: dostluk.

Onun gücü -nasıl bir güçse artık- başka mecralara/maceralara kapıları kapatıyor -sanki.

Anahtarı kayıp. Maymuncuk gerekiyor. O da gecenin bu saatinde bulunması imkânsız -umarsızlık.

Dostluğun kapısını kırıp, dışarıya akıp tehlikeli, izbe sokaklarda gezintiye çıkma konusunda hayli tutuk davrandığımı anlıyorsun -diye düşünüyorum.

Doğrusu ilk kez ama gerçekten ilk kez bir ilişkide aşkın adresini sormaya korkuyorum. Yanlış anlaşılmaktan ve kırılmaktan, en önemlisi de kırmaktan…

Korkunun beni bu kadar aciz hale getirdiğine “ilk kez” tanıklık ediyorum -şaşkınım.

Neyse işte, beceriksiz bir yazı(n)sal akrobasi denemesi kabul et bunu. O gün geldiğinde ama -eminim- sözcüklerle kasırgalar estireceğim; bir tanrı misali, tanrıçayı gökyüzüne çağıracağım.

Tedirginliğin müziği eşliğinde gelişini hayalimde canlandırıyorum -şimdiden.

Ah, kırmızı ışıklarla hiç bitmeyen şu takışmalarım!…

Her şey karanlıktan mı doğmuştu, karanlığa mı gömülecek?

Oysa yaşamak -her yaşta- bir mucizeler göstergesi; sevimli/sevimsiz; sen’li ama sen’ siz değil…

Sen’siz’liği -bundan böyle- kabullenemem -dostça veya her neyse, onca…

Tedirginliğin müziği susabilir artık.

Sussun lütfen…

Alaattin Topçu